1 Yorum

Carl Jung ve Analitik Psikoloji

carl jung ve analitik psikoloji

Carl Jung İsviçre’nin  kuzeyinde  Kesswil’de doğmuştur.Kendi ifadesine göre çocukluğunda yalnız ve mutsuz bir hayat yaşamıştı. Babası inanç problemleri olan huysuz bir rahipti.Annesinin duygusal problemleri vardı ve davranışları tutarsızdı. Bir anda mutluyken bir anda depresif hal alabiliyordu. Biyografi yazarı Ellenberg ailenin anne tarafına delilik bulaşmış gözüyor diye belirtiyordu.

carl jung ve analitik psikoloji

Anne babası oldukça mutsuzdu. Bu durum anne babasına ve dış dünyaya karşı güven eksikliği ile hayata başlamasına sebep olmuştu. Bunun sonucunda rüyalara ,bilinçaltına yönelmişti. Bilinçli dünya değilde rüyalar ve bilinçaltı hayatının çoğunda ona yol göstermiştir.
1903’te Emma Rauschenbach’la evlendi.
Emma 1955’te ölünceye kadar evlilerdi.

Jung 1900 yılında Basel Üniversitesinden tıp fakültesinden mezun olmuştur. Psikiyatri alanına ilgi duydu ve ilk profesyonel ataması Zürih Üniversitesi’ndeki psikiyatri kliniğine olmuştur. 1905 yılında üniversiteye okutman olarak atanmış ve kendinin araştırmaya vermiştir ve diğer görevinden istifa etmiştir.

Jung hastalarıyla çalışma sürecinde Freud’u takip etmemiş onun gibi hastaların divana uzanmasını istememişti. Jungve hastaları birbirinin yüzüne bakacak şekilde oldukça konforlu sandalyelere oturturlardı. Terapilerini ara sıra Zürih Gölü üzerindeki yelkenlisinde,şiddetli rüzgarlı havalarda yarışırken yapardı. Bazen hastalarına şarkı söylerdi bazen sert ve nezaketsiz davranışlar sergilerdi.

1900 yılında Freud’un bir şahaseri olarak nitelendirdiği Rüyaların Yorumu kitabını okuduktan sonra  psikanalize ilgi duymaya başladı. 1906 yılında Freud ile mektuplaştılar ve bir yıl sonra tanışmak için Viyana’ya gitti . İlk görüşmeleri 13 saat sürdü.1909 yılında Freud’un Clark Üniversitesi töreninde konuşma yapmak için Amerikaya birlikte seyahat ettiler.

Jung 1911 yılında Freud’un ısrarıyla Uluslarası Psikiyatri Derneğinin ilk başkanı oldu. Seçildikten bir süre sonra Freud teorilerinde cinsellik ile ilgili anlaşmazlıklar yaşamaya başladılar. Başkanlıktan 1914 yılında istifa etti ve ilişkileri daha sert hal aldı.

Jung 1920’li yıllarda kişi için efsanelerin önemine olan ilgisi nedeniyle Afrika’ya ve Amerika’ya henüz yazılı kayıt tutmayan insanların zihinsel süreçlerini araştırmak için çok sayıda yolculuk yaptı . Jung, arketip kalıpları ve süreçleri incelemek için ziyaret etti. lkel kabileler. New York’taki Pueblo kızılderilileri arasında yaşadı. Meksika ve Arizona 1924 ve 1925 yıllarında ilkel kabileler arasında yaşadı., Kenya ve  daha sonra Mısır ve Hindistan’ı ziyaret etti. Jung, dini semboller ve fenomenoloji (inanç sistemi) incelemiştir.
1932 yılında Zürih’teki Federal Polytechical Üniversitesine profesör olarak atandı. Bu görevinden hastalığı sebebiyle 1942 yılında istifa etti. Yaşadığı 86 yılıda çok sayıda ödül Harvard ve Oxford Üniversitelerinden fahri öğretim görevliliği de vardır.

Carl Gustav Jung, 6 Haziran 1961’de Küsnacht’ta öldü.

Analitik Psikoloji

Jung ile Freud arasındaki temel görüş ayrılığı libido kavramının niteliği ile ilgilidir. Freud libidoyu cinsel ağırlıklı bir kavram olarak tanımlarken Jung ise hayat enerjisi olarak tanımlamıştır.

Jung Freud’un Ödipal kompleks tanımlamasını reddetmiş ve çocuğun bu dönemde annesine olan düşkünlüğünü bir ihtiyaç bağlılığı,annenin yiyecek sağlayıcı işlevine bağlı bir doyum ve rekabet açısından açıklamıştır.

Jung ile Freud arasındaki temel farklardan biriside Freud kişilik oluşumunu sadece çocukluk dönemi etkilediğini ifade ederken ,Jung ise geçmişimiz kadar ,gelecekten beklentilerimizin de kişiliği şekillendireceğini ifade etmektedir.

Kollektif Bilinçaltı

Birey tarafından bilinmeyen ,önceki nesillerden farkında olmadığımız deneyimleri kapsar.Şimdiki davranışlarımızın hepsini yönlendirir. ve bu nedenle kişilikte etkilidir. Onları hatırlamayız veya kişisel bilinçaltında bulunan deneyimlerde hayal ederiz.

Arketipler

Jung kollektif bilinçaltındaki kalıtsal eğilimleri arketip olarak ifade etmektedir.Arketipler duygular ve diğer zihinsel olaylar gibi yaşanır ;tipik olarak doğum ve ölüm gibi önemli yaşantılarıyla hayatın belirli evreleriyle verilen tepkiyle birleşir.

Persona Arketipi

Gerçek kişiliği saklar .Persona başkalarıyla ilişkiye geçtiğimizde giydiğimiz maskedir ve bizi topluma görünmek istediğimiz şekilde sunar.

Gölge Arketipi

Kişiliğimizin hayvana benzeyen yanıdır,hayatın daha alt şekillerinden bize kalan ırksal mirastır. Gölge tüm ahlaksızlıkları ,ihtirasları ve tüm nahoş arzu ve faaliyetleri içerir.

Anima ve Animus Arketipi

Anima erkeğin dişi yönüdür,animus ise dişinin erkeksi yönüdür. Bu arketiplerin temel işlevi ,eş seçimi ve bir ilişki yürütme süreçlerine eşlik etmesidir. Jung’a göre içimizdeki anima ve animusu eşlerimize yansıtarak seçeriz.

Ben Arketipi

Jung’a göre kişiliğin nihai hedefi olan bütünleşmeyi temsil eden düzenleyici ilkesidir. Bilinçdışındaki diğer arkitepleri ve onların bilinç düzeyinde ortaya çıkışlarını düzenler ve kişiliğin bütünleşmesini sağlar

Jung’a göre kişilik gelişiminin hedefi ”bir kimsenin psikolojik bir bütün,bölünemez bir birlik ya da bütünlük haline geldiği süreç” olan bütünleşmedir.Bireyselleşme ve bütünleşme birbirinden farklı ancak aynı anda varolan süreçtir.

Jung’a göre birey yaşama ayrışmamış bir bütün halinde başlar.
Zamanla bir tohumun bir bitkiye dönüşmesi gibi tam ayrışmış dengeli ve bölünmemiş bir kişiliğe dönüşür. Kişinin kendini gerçekleştirmesindeki bu çabası arketip bir olaydır.Diğer ifadeyle insan bireyselleşme ve bütünleşmeye doğuştan yatkındır.

Bunlara da Bakabilirsiniz…
Etiketler: , , ,

Benzer Yazılar

1 Yorum. Yeni Yorum

  • Dikkat eksikliği ve konsantrasyon yazınızı okudum.Çok faydalı bilgiler içeriyor.Dikkat eksikliği olan kişilerin neler yaşadıklarını,yazdığınız yazınızda kendimde yaşadığım şeylerin olduğunu farkettim.Okudugu anlamama,ikili ilişkilerde uyumsuzluk ,günlük işlerde hata yapmam ya da yazi yazmada metne dökmeden zorlanmam vb.. konsantrasyon artırıcı calisma örneklerinin de uygulamaya çalışacağım.Faydali görürüm umarim.Yalniz dinleyerek ya da okuyarak ne bahsedildiği hatırına kalmıyor. Metni okurken yaziya döktüğümüz aldığım notlarla ne yazdığı ya da ne bahsettigi aklimda yer ediyor ya da yaziyi algılıyor anlıyorum yoksa bilgi kismi tam aklimda kalmıyor ve aktaramiyorum başkasına paylaşmak istedim.Bunu farketmem geç oldu.Önerilerinize açığım.Konsantrasyon artırma çalışmalarını denemem lazım.

    Cevapla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi girin.

Menü